8 Ocak 2015 Perşembe

Evsizler İçin Ne Yapılabilir?


Havaların çok soğuk olduğu bu günlerde çoğumuzun aklına onlar geliyor.Evsizler ne yapar?Ya sokak hayvanları?


Bu resim Rusya da yılın resmi seçilmiş geçtiğimiz yıllarda.Bir evsizin elindeki en değerli eşyalarını bile paylaşabildiği -bir parça karton ve montu- bir durumda biz ne paylaşabiliyoruz acaba.Benim gibi paylaşmak yeterli mi yoksa bir an önce birşeyler mi yapılmalı.

Çeşitli illlerde çok soğuk günler için evsizler sokaklardan toplanıyor.Spor salonlarında gecelemeleri sağlanıyor.Ya sonra ...

Bugün tesadüf aşağıdaki siteye rastladım.Gregory Kloehn ABD'nin California eyaletindeki Oakland şehrinde yaşıyor.Sokakta bulduğu çöplerle evsiz insanların sığınabileceği küçük evler yapıyor.
http://www.gregorykloehn.com/gallery/



19 Nisan 2012 Perşembe

İstanbul,Laleler ve Ben


Nihayet Bahar....mis gibi kokusuyla,baharın uyanışıyla,neşeyle ,sevincle yine Bahar.Bu sene çok bekledik seni ey Bahar.Çok acı gördük bu kış,yer sallandı,gök gürledi,lapa lapa kar yağdı,kimi zaman mutlu olduk ama yine de seni bekledik.İstanbul Büyükşehir Belediyesi,eeee nediyim adın gibi büyüksün.İBB'nin Florya Tesisleri Baharda da bir harika.Şekerim yalnız pazar günü inanılmaz dolu.İğne atsan düşmez derler ya ,işte tam öyle.

Yine de bütün o kalabalığın içinde kendinize sessiz bir ağaç altı bulabileceğiniz bir yer aynı zamanda.


Baharda laleri görmek,yazın şöyle bir soluklanmak ,kışın karın en güzel halini görmek


ve ne zaman marmaraya karşı bir demli çay içmek isterseniz,


İşte o zaman buyrun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Florya Tesislerine.Adres ve Ulaşım bilgileri burada

11 Nisan 2012 Çarşamba

Kolay Kanavice

Eskisi kadar fırsat bulamazsam da elimde birşeyler yapmaya çalışıyorum.Gerçi bazıları bayağı sürünüyor ya neyse.Gecen sene teyzem kızlar için almış bunu bana.Ben aldım sen yap dedi.Hatta bir tanede bana yap dedi.Onu yaptık ama bunu henüz bitiremedik.Umarım bitecek :P .Bu çok zor oluyor.Açıkcası şuna inanmıyorum "çocukda yaparım kariyer de"yok canım o pek öyle olmuyor.




Birşeylerden fedakarlık yapmak zorundasınız.Çocuğunuzu,eşinizi,ailenizi,arkaşlarınızı en önemlisi kendinizi arka plana atmak zorunda kalıyorsunuz zaman zaman.Birşeyleri ispatlamak zorunda bırakılıyoruz.Çevremiz onlarla dolu,bir yarıştır gidiyor.Sabah erken kalkılacak,kahvaltı hazırlanacak (çocuklarınız benimkiler kadar küçük ise 5.5ve 4)kıyafetleriorganize edilecek gerekli yerlerde yardım edilecek.Siz bir elinizde kahvaltı tabağı bir banyoya ,bir yatak odasında çocukların peşinde ,zor bela kahvaltılarını hazırlayacaksınız.Eşiniz benim ki kadar yardım ediyorsa şanlısınız,HER NE KADAR zaman zaman 5 dk.lık iş sen niye yapmıyorsun cevabını alsanız bile duymayacak ve evden bir ayağınızda farklı bir çorapla çıkmamak için dua edeceksiniz.Onlar masaya oturduğunda rahatsınız hadi hemen hazırlanın bakalım.Nerde mümkün mü?Yapılacak başka şeyler mahakkak vardır.Sabah erkenden kalkıp attığınız çamaşırları çıkarmak ve o bittiği gibi çuçukların ve kendi odanızı toparlamak zorundasınızdır.Bir yandan da yaptığınız yulaf ezmesini(veremediğiniz kilolarınız nedeni ile kendinizi psikolojik olarak rahatlatmak için yemiş olmak için yediğiniz yulaf ezmesi)yemeğe çalışırsınız.Bir kaşık yulaf ezmesi ve oyuncakları yerden topla,bir kaşık daha yulaf ezmesi pijamaları katla ve bu böyle sürer gider.Ve nihayet aynanın karşısına makyajınızı yapmak için geçtiğinizde ,rimeli bir gün olsun gözünüze sokmadan veya yüzünüze bulaştırmadan sürebilecekmisiniz diye kendi kendinize girdiğiniz iddayı artık o gün kazandığınız için şanslı bir gününüz olduğunu düşünecek ve koşuşturmaya devam edeceksiniz.

18 Mart 2012 Pazar

Örgü Battaniye




Son iki yıl içinde yaptığım veya yapabildiğim çalışmalar acıkcası çok az.Onları daha sonra parça parça aktarıcam.Bu elimdeki bir akşam ne yapsam ne yapsam diye düşünürken ,elimde uuzun zamandır kullanmadığım yünleri ortaya dökerek şekillendi.Çok fazla uğraştırmamalıydı.Sonuçta ortaya çıkacak şey şu anki tasarımla bir battaniye olacak.Spontane gelişiyor.Renkler tamamıyle gelişigüzel belirlendi .Sayı yok hesap yok.Kafama göre gidiyor.Stres örgü diyorum ona ben .Dümdüz.....hayatımızda böyle olabilseydi diyorum bazen sıkıcı olurdu diyeceksin şimdi.Evet haklısın sıkıcı olurdu.Ollllsunnn.Arada da sıkıcı olsun be hayat.Tekdüze sıradan.İnişleri çıkışları olmayan hep aynı rotada devam eden..

23 Şubat 2012 Perşembe

Oh Bee

Evet ...nerden başlasam bilmiyorum.Aslında kendimle konuştuğum zaman daha iyi oluyor ya neyse.Klavyenin başına gecip birşeyler yazmaya çalışmak çok farklı benim acımdan çok kısıtlayıcı.Seneler önce düşündüğüm birşey vardı.Çevremdekilere söylediğim ve aaaaaa iyi artık dedikleri.Hani şöyle bir cihaz olsa,ben konuşurken kaydetse ve sonra yolla dediğimde istediğim yere yollasa.Nedersiniz az kaldı değil mi?Nerdeyse buna yakın işlemleri yapan makinalar çıktı. Aslında benim bir android telefona ihtiyacım var.Her nekadar teknolojiden kacsam da o benim peşimi bir türlü bırakmıyor.Hangimizin bırakıyor ki.Bir yandan hayatı kolaylaştırırken bir yandan bizi birer sanal robota dönüştürüyor.Ama benim son dönemdeki bütün planlarım bunların üzerine kurulu.Teknoloji ve sosyal medya...Buna sonra girelim çok derin ve uzun bir süre hep anlatıcam sanırım sana.


Evet sana .....


Bir türlü adını koyamadığım ,2 sene önce yazmaya başladığım amacım ne iken ne olan sana tekrar dönmek ve yarım kalan işimi tamamlayıp devam ettirmek istiyorum.Belki bir gün bir adın bile olabilir.Biliyorsun sen herzaman yanımda idin.Aklımda ,benliğimde hep seninle konuştum ve konuşuyorum ve bu benim çok keyif aldığım birşey.Pranoyakmıyım ?Hayır değil tabiki yalnız değilim .Ama kendimle ,içimde ki o diğer ben ile konuşmak ...Evet bir adın olmalı.


Biliyorsun başlama amacım çocukluk hayalim idi.Hep günlük tutmak istemiş ,zaman zaman tutmuş sonra bırakmış ,sonra yarım kalan onca işten sıkılmış ve bir kış günü birazda "hep bir sökük var hayatında kapat şunları "isyanı ile temizlik amacı ile başlamıştım.Biliyorsun bayağı emek harcadım. Cen ve Cey çok küçüktüler sanki şu an çok büyüklerler ya neyse.Gece saat 3-4 e kadar netin başında blog hazırlamayı öğrenmeye çalışmakla geçmişti.EEE birşeyler çıkmaya başlamıştı ortaya .Bir kafa karışıklığı vardı o dönem halende devem ediyor ya .3 blog oluştu o sürecte.hobimasam da yalnızca homilerim olacaktı,yemekmasam da adından anlaşılacağı üzere yemek ve ona dair şeyler,yaşammasam da ise kısa yazılar o da kendi içinde 3 ana başlıkta seni sevmek,seninle yaşamak ve seni özlemek .Yani anlayacağın dallanıp budaklandı.Birde bunun içine işimi de dahil etmeye kalkınca.OOOFFFF .....4 .blog için ise isim, çalışma masam olacaktı.Bunu uygulamaya sokamadım.Niye ?Biryandan bunların hepsini birleştiriyim diye düşünürken bir yandan da herbirinin ayrı biryerde olması daha düzenli gözüküyordu gözüme .Asıl sorun benim internet altyapısında yeterince bilgi birikimine sahip olmayışımdı.Sonradan anladım ki ben bunların hepsini tek bir çatı altında tek bir site içinde konu başlıkları halinde birleştirmeliydim.Ama bunu halen kendim yapamıyorum.Açıkcası ayıracak zamanım da yok artık.Bu şu anda bekleyecek ,çözülmesi gerekenler listesine alınacak.

Evet bunlarla kafamda cebelleşirken yaşadığım teknik iki problem beni iyiden iyiye sistemden kopardı.Bilgisayarım çöktü ve son 5 senenin tüm kayıtları ile beraber farlı bir boyuta intikal etti ve akabinde fotograf makinam ciddi bir hasar aldı.İnan bana aylarca elimi teknolojik hiç bir ürüne sürmedim.Olan Cen'e oldu çocuğun hiç bir kaydı yok o dönemde .Ve son bombalarda bir takım sağlık problemleri ile oldu.Evet sonuç ;ne yapıyorum ben ,amacın neydi ,ne yapıyorsun bunu bitirmelisin gibi (yazamıyorum kardeş şu an yazamıyorum)........derin bir seslik ...aslında tam değil ya bilgisayarın fanından gelen ses alt katlarda ki makine seslerine karışıyor.


Evet bu bir başkaldırış.Bütün sökükleri dikme günüdür bugün.Yapacağım dediğim ama yapamadığım tüm ne varsa onları sıraya dizme günüdür.Savulan beeee ben geldim...


Hadi şekerim görüşürüz.Sen bu yazdıklarımı bir düşün

Bir anne ,evlat, eş,emekci olan ben ve benim gibi bütün kadınlar dikkatle izleyin a canım ben geldim


Son birşey ,bloglarımda ki tüm fotolar tarafıma aittir.Duyrula ,izinsiz ve kaynak göstermeden kullanılmaya

8 Eylül 2011 Perşembe

bi anlatamadım

Temmuz 2011 Uzungöl-Trabzon



Son 2 seneyi bi anlatamadım gitti yahu.Bir yoğunluk bir telaş içinde kimi zaman ağlayarak kimi zaman gülerek araya bir ameliyat sıkıştırarak , ailede 3 kişiden sonra tarafımda da ortaya çıkan aort anevrizma ile anlaşmaya çalışarak, tuhaf bir raslantılar zincirinde boğuşarak ,çöken bir bilgisayar sonucunda 3 senelik bütün fotolarını ve kayıtlarını kaybeden bir salak olarak 2009 u tamamladıktan sonra birde fotograf makinamın bozulması ile teknolojiden nefret ederek 201o Ekim Ayı itibarı ile aktif çalışma hayatına dönerek bitmek bilmeyen telaşıma birde işi ekleyerek çok ama çok iyi yaptım...ha bir de bu sene büyük kızım artık anaokullu oluyor ayyyyyyy Yardıma ihtiyacım var imdat.



28 Kasım 2010 Pazar

ÇOOOKKK UZUN ZAMAN OLDU

Evet o kadar uzun zaman oldu ki.Ve anlatacak o kadar çok şey var ki. Bu kadar uzun sürede neler neler değişti hayatımda.Hangi düşünceler eklendi ve hangileri değersiz kaldı.Anlatacak çok şey var sana Blogger ,bekle beni emi, Hikayem kaldığı yerden ama çok farklı devam ediyor.:)

YAZDAN KALAN BİR AN.BEDRİ RAHMİ'NİN BALIĞI

6 Kasım 2009 Cuma

Bozcaada'da Gün Batımı

Bu yazın, en ilginç seyahatini Bozcaada'ya yaptık 5 kız.Yaşları 1.5'la 65 arasında değişien bu 5 kız ki bunlar;Annem,Ben,2 kızım ve Annemin teyzesinin kızı,4 gün gibi kısa bir süre kalabildik Ada'da.Kuzenimin eviydi ziyarete gittiğimiz yer ve hepimiz ilk kez gidiyorduk Ada'ya.Şöfer tabi ki ben.Co pilot pamuk elli teyze kızı ve diğer yolcuların bir kısmı ise ,yemek ve ağlamak haricinde pek fazla sorun çıkarmayan kızlarım ve tabiki onların bakımını üstlenen Annem.Muhteşem bir yolculuk oldu.Ve fakat hiç resim çekemedim.Çekebildiklerim ise gelmeden bir gün önce alel acele çektiğim resimler.Aşağıdakiler gibi.

Resimlerin hikayesine gelince;Akşam gün batmak üzere ve bende deli gibi birşeyler çekmeye çalışıyorum ama olduğum yerde manzara yeterli değil.Çarşıya inmeye karar veriyorum.Büyük kızımı hemen arabaya atıp,Annemlerin çık çık sesleri arasında son sürat Merkeze inmeye çalışırken gün batımını kaçıracağımı farkedip,arabadan dışarı attım kendimi.İşte yol kenerında çekilen resimler bu şekilde ortaya çıktı.



Ayça'ma

Merhaba Ayça,
Başlığı neden böyle attığımı merak edebilirsin.Küçük kızıma bir gönderme.Aralık ayında 2 yaşını dolduracak.Bilirsin çocukların ,o beceriksizce konuşmaya çalıştıkları bu dönemde ,yıllar geçsede akılda kalıcı bir veya bir kaç takıntıları olur.Küçük kızımın ki de bu.Birşey yapacağı veya biriyle konuşaçağı zaman kullandığı bir takı -me ,-ma.Hani şu 1 lira ile çalışan küçük mekanik oyuncaklar varya,gecen hafta sonu gittiğimiz alışveriş merkezinde bunları görünce Z.Ceren çıldırdı.Daha alışveriş merkezinin kapısından içeri adım atar atmaz.Başladı bağırmaya"BALIĞIMA,DÜDÜTÜME,ATIMA."Yani onlara binmek istiyormuş da onu anlatmaya çalışıyor.Ha ha ..dünya neşesi onlar.
Yazamadım yine yazamadım sana ama geçerli bir nedenim var.Migren gibi savaşmam gereken ama daha çok fiziksel bir rahatsızlık olduğu için daha zor bir savaşın eşiğindeyim.Yaş 40 ama dizlerimdeki aşınma sınır ötesinde ve zorlu bir ameliyat geçirmem gerektiğini öğrendim.Bunu daha sonra anlatıcam.İNŞALLAH

Ve migren...
Ben yıllarca migrenle yaşadım.Onunla yaşamayı öğrendim her migren hastası gibi.Ama ona hiç bir zaman teslim olmadım.Üniversite yıllarımla beraber bir başkaldırış başlamıştı.Yatım dinlenmeleri çoktan kaldırmıştım.Ama gene ilaçlar alınıyordu ağrının geleceğini hissettiğim an.VE BİR GÜN İP KOPTU.20 li yaşlarımın son yılları 27 yaşındaydım.Bir süredir devam eden ama önemsemediğim diş hassasiyeti bir gün beni diş doktoruma gitmek zorunda bıraktı.Kanal tedavisi yapıcak ağrı kesiciyi yaptı,biraz bekledi çalışmaya başladı ,ıhhh dişi hissediyorum.Tekrar ağrı kesici yaptı biraz daha bekledik ,hadi bir daha denedi yok yok olmuyor.3.yü yapamam böyle çalışacağım dedi.Yandım Anam diye bağırıcam bağıramıyorum.Zaten oldum olası o metal aletlerin dişimde çalışmasından nefret ederim.Sonrasında Dişçimle konuşurken bunu aldığım ağrı kesicilerin yapmış olabileceğini kanaat getirdik.O gün MİGREN benim için, hayatımdan tamamıyle uzaklaştırılması gereken bir olay haline geldi.Ne mi yaptım?
  • Hiç bir şekilde ağrı kesici almadım,
  • Migren atakları geldiğinde mekan ve zaman sınırlaması olmadan güneş gözlüklerimi taktım,
  • Çok gerekli ise bir süre dinlendim,
  • Yaşadığım mekanların ışıklarını kendime göre ayarladım,
  • Güneş gözlüğü seçimimi bile ona göre yaptım.Yanları tamamıyle kapalı,koyu renk camlı gözlükleri tercih ettim.

Güneş gözlüğü ile ilgili ilginç anılarım oldu.Kimi nahoş,kimi komik.Ama bir tanesi bizim millet olarak farklı olan insanlara bakış acımızı o kadar iyi anlatıyordu ki.Farklı derken,her tür farktan kastım.Derisinin rengi,sakat olması,hasta olması,kimi zaman kadın olması zaman zaman turist olması.BİZDEN DEĞİL BİZE BENZEMİYORLAR YA..Ben hiç umursamadan taktım gözlüklerimi.Eğer o zaman o insanları umursamış olsaydım."Ay ne derler,bana gülerler mi acaba"DİYE DÜŞÜNSEYDİM bu hastalığı tarihe gömemezdim.Biraz psikosomatik bir rahatsızlık biliyorsun.

O dönem Karaköy'de bir gümrükleme firmasında çalışıyordum.Firma sahibi iki kardeş çok bambaşka insanlardı.Her konuda açık fikirliydiler.O kadar toplantıya giriyordum.Gözümde koçaman güneş gözlükleri ile bir kez dahi ters bir şey duymadım kendilerinden.Ama sonradan işe başlayan bir personel beni çok havalı bulmuş ki,bunu birkaç kez dile getirdi.Gerekli cevabı benden aldı ama niye böyleyiz niye at gözlüklerimizi çıkarıp etrafımızda ki insanlarla biraz daha ilgili olamıyoruz sorusunun etrafında döndüm durdum.Bu konu çok derin...

Hiç kolay olmadı.Ataklar ağrı kesici almadığım dönemde sanki daha bir şiddetli geldi.Ben sürekli ağrı kesici kullanmıyordum ama ağrının geleçeğini hissettiğim ana alıyordum.Bu bile yeterli bir doz aşımı yapmıştı vücüdumda.Almadım almadım ve almadım.Yavaş yavaş şiddeti azalmaya başladı.Ama bu yalnızca fiziksel bir takım şeyleri yaparak olan bir şey değildi.Büyük bir bölümü psikolojik bir savaştı.İnadım,gercekten inandım ve bitti.BİTECEK DEDİM BİTTİ.HATTA BİTTİ DEDİM.Yıllar sonra SECRET adlı kitabı okurken buna bir kez daha inandım.Bunu hayatımda kazanılmış ciddi bir kişisel başarı olarak görüyorum.2 sene gibi bir zaman diliminde tamamıyle çıktı hayatımdan.Söylediğim gibi ilk zamanlar hiç kolay değildi.Ama zamanla azalmaya başladığını görünce daha bir sıkı sarılıyorsunuz.

Sigaranın önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum.İyi kokularla yaşamalısın.Rahatlatan aromatik terapiler destekleyici olarak kullanılabilir.Artık bu tarz esans ve yağlar her aktarda bulunabiliyor.Bunlarla ense ve alna masaj yapmak ciddi bir rahatlatıcı etki sağlar.Bu kişisel bir tavsiye.Ağrının geldiğini hissettiğin zaman en mutlu olduğun anı düşün veya kendini olmak istediğin yere ışınla hayalinde.Bu da çok etkili.Spor olmazsa olmaz.Kan dolaşımının düzenlenmesi ve daha kaliteli oksijen için gerekli.Yapamam vaktim yok diyor isen,çok basit esneme ve germe hareketlerinin düzenli yapıldığında sana çok faydası olduğunu göreceksin.Basit hareketler düzenli yapıldığında beden de inanamayacağın değişikliklere neden olur.SARKIT VE DİKİTLER NASIL oluştu ?Küçük bir damlanın zaman içinde yaptığına bir bak.Basit ve kolay diye küçümseme hareketleri,illaki pahalı bir salona gidilecek,pahalı aletler alınacak diye bir şey yok bunları evde tek başına yapabilirsin.

Sonuç;Biraz biraz yapılan ama güçlü bir inanç ve iradeyle desteklenen düzenli beslenme,spor ve kendini rahatlatma bu savaşın püf noktası.

AYÇA'MA

Kendine ve yine kendine iyi bak arkadaşım

1 Ekim 2009 Perşembe

AYÇA,BEN VE MİGREN

Sevgili Ayça,
Sana yazacağım dediğim tarihten bu yana o kadar uzun zaman geçti ki.Biraz utanarak biraz sıkılarak yine aylar önce seni unutmadığımı belirten bir küçük not bırakmıştım bloğuma .Ve sen de bu küçük yazıya mesaj bırakmışsın .Mesajını bu gece yayınlayabildim.İnceliğin için teşekkürler arkadaşım.
Henüz kimsenin ve seninde bloğuna gözatamadım.Umarım iyisindir.Yazı nasıl geçirdin.Eminin fotoğraf acısından oldukça verimli olmuştur.Benim ki fotoğraf acısından tam bir fiyasko oldu.Neyse bunlar uzun hikayeler ve emin ol anlatacağım hepsini.
Susuzluktan dudakları çatlamayan bilir mi ?susuzluğu,aç kalmayan bilir mi?bir lokma ekmeğin değerini,çekmeyen bilir mi?Çekmeyen ,yaşamayan insan bu tür duyguları tam olarak anlayamaz.Acıyı,açlığı,yanlızlığı...
Migren ile ilgili yazını okuduğumda nasıl içim acıdı,nasıl sen oldum anlatamam.Yardım etmeliyim dedim.Bunu bitirmesine yardım etmeliyim.Ben bitirdim,onu kovdum hayatımdan,yanı başımdan uzaklaştırdım.Defettim.Sen de yapabilirsin.
O kadar yüzsüz ki zaman zaman ortaya çıkar.Kendini gösterir bana,tıpkı bugün olduğu gibi.Ama o kadar çaresiz bıraktım ki onu.Ben burdayım deyip kaybolmak zorunda kalıyor.Eski bir hayalet gibi geldiği gibi sessizce gidiyor.
O'nu ilk hatırladığımda 8-9 yaşlarındayım.Güzel bir yaz günü.Toplaşmışız lojmanda oturan herkes;anneler,babalar,çocuklar,babaanneler,anneanneler sahile gideceğiz.Büyükler piknik yaparken biz çoçuklar kendimizi,karadenizin yeşil-mavi sularına bırakacağız.Ne mümkün.Herkes delicesine eğlenirken,ben evde de bırakılamadığım için ,üstümde pijamalarım,kafamda balyoz yemişcesine bir ağrı ve mide bulantısı ile unutulmaz bir gün geçirdim.30'lu yaşlarımı bitireceğim bu günlerde hala dün gibi hatırlıyorum.Ailem ne düşündü hiç bilmiyorum o zaman ama ben midemi üşütmediğimi biliyor ve bunun hiç bilmediğim bir ağrı olduğunu düşünüyordum.Migrenin pisikosomatik bir ağrı olduğunu söylüyorlar.O yaşta bendeki pisikosomatik durum neydi.Sonraları yaşım 20'lere yaklaştığında bunu çok düşünür olmuştum.Niye benim başım ağrıyordu.Birden aklıma annemin teyzesinin kızı geldi.Tam da o zamanlar ona beyin tümörü teşhisi konulmuştu.Korkunç başağrıları çekiyordu.Onu görmeye gitmiştik.Bağırması bugün gibi aklımda.Belki bu bir neden olabilir bilmiyorum. Neden ne olursa olsun.Başım ağrıyordu.Herşeyimi etkiliyordu Ayça.Bir program yapmışız bir yere gidicez ,Tak Tak ...Ağrı gelmiş.Babam hekim olduğu için evde ağrı kesici bulmak çok kolay.Sevgili Babam ilaç karşıtı bir hekim olmasına rağmen ,evde muhakkak birşeyler olurdu.O zaman Baralgin,Novalgin çok yoğun kullanılırdı.Ben başımın ağrıyacağını hissettiğimde hemen bir tane ağrı kesiciyi alıp dinlenmeye çekilirdim.Ama bu yaşam kalitemi o kadar düşürüyordu ki.Zaman içinde ağrının gelişini,neler yapabileceğini,nasıl yayıldığını tamamıyle çözümlemiştim.Ama neden başımın ağrıdığını bilmiyordum.Bir yaz tatilinde yengem gözümün bozuk olabileceğini düşünerek beni göz doktoruna götürdü.MİGREN.Göz doktoru ,gözlerimin gayet iyi olduğunu ama bende migren olabileceğini söyledi.
Artık havada atar olmuştum.Migrenim tuttu dinlenmem lazım...
Yıllar yılı kovaladı,ben her gördüğüm yerde Migren'le ilgili yazıları okudum.Şunu yemiyeceksin,şunu yapmayacaksın.En çok sevdiğim şeyler;çikolata,soğan,sarımsak,kızartma yemiyeceksin.EEE Nasıl yaşayacağız.

Migren profilim söyleydi.Cins olarak Auralı migren.Yani şanslıyım.Geleceğini hissediyordum.Sağ gözümden başlıyordu.Ters ışık oldukça etkili oluyordu.Yavaş yavaş sol gözüme geçiyor ve sonrasında sağ gözümden başlayarak görme kaybı ortaya çıkıyor.Araba kullanıyor isem kenara çekmek zorunda kalıyordum.Sonrasında sağ gözümden başlayarak görme alanım açılmaya başlıyordu.Duruma göre bu 2 saati bulabiliyordu.Sonrasında balyoz etkisi ve başımı sağa ve sola çeviremiyordum.Ne mi yapıyordum.Başlıyacağını hissettiğimde,saat kaç olursa olsun nerde olursam olayım hemen güneş gözlüklerimi takıyor.Vampir gibi ışıklardan ve karmaşadan uzak kalmaya çalışıyordum.
Ayça'cım yarın devam edeceğim saat sabaha karşı 2 olmuş.Akşama mektubuma devam edeceğim.Sağlıkla kal

Veee Nihayet TURKCELL VINN

Yaz başından beri yaşadığım teknoloji yoksunluğu dün akşam itibarı ile sonuclandı.Ancak anlatılacak o kadar çok şey,tarifi verilecek bir sürü leziz yemek,kaydedilecek bir dolu resim var ki bütün bunları düşünürken .......AYÇA AYÇA orda mısın?

23 Temmuz 2009 Perşembe

Ayça seni unutmadım!

Sevgili Ayça seni unuttum sanma .Migrenle ilgili bir türlü yazamadığım yazımı da en kısa zamanda yazacağım.Sıcaklara dikkat et ,migreni tetikler.Sevgi ile kal

Ve kısa bir dönüş

Mayıs ayından beri, medeniyetten uzak yazlık evimizde kızlarım ve ben ,dostlarımızı ağırlayarak,yemekler pastalar yaparak ,serin sularda yüzerek,arada küçük seyahatlere çıkarak vaktimizi dolu dolu yaşıyoruz.Kimler geldi kimler...kardeşlerim,kardeş kadar sevdiklerim,abla bildiklerim
Saime ablamın dediği gibi HALDIR HALDIR günler geçirdik.Bunları tek tek aktarıcam inşallah.Sevgili hayat arkadaşım yardım eder ise bu yazı size anlatabileceğim.Yazlık evimize geçtiğimizden beri yalnızca 2 gün istanbula geldim.Bu yazımı da ancak bu şekilde yazabildim.Gerçi işim içinde net bağlantısına ihtiyacım var ama telekom olmadığı için bulunduğumuz yerde tek çözüm yolu olarak cep telefonundan bağlanmak kalıyor.Onu bir süre beklemeye almıştık ama sanırım artık yapmak zorundayız.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Yuppi NİHAYET TATİL

Evet bayağı gecikmeli oldu.Yazlık evimize geçiş hazırlıklarımız uzun zamandır devam ediyordu.Götürülecek şeyler,bitirilmesi gereken işler,randevular ,misafirler derken bir tek kayıt giremedim.VE BENİM İÇİN küçük bir sorunda yazlıkta internet bağlantımın olmaması.Muhtemelen fazla giriş yapamıycam.Ben ve bloğum tatile çıkıyoruz anlıyacağınız
Hepinize iyi tatiller
Sevgi ile kalın

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Hadi Soğan Yiyelim!


Soğan sever misiniz? Ya sarımsak?Kimileri sevmez.Biz ailecek bayılırız.Allah'tan eşimde seviyor.Bu sene ilk kez saksıda şöyle şifalı birşeyler yetiştireyim dedim.İlk ektiğim taze yeşil soğandı.İlk filizler çıkmaya başladı.Harika görünüyorlar.Sırada dereotu,roka,nane,fesleğen,maydonoz var.Fesleğen her yaz muhakkak olur saksıda ama bu sefer amacımız ondan şifa kaynağı olarak yararlanmak.Kokulu bitkileri seviyorum.Bu nedenle bahçeye özellikle biberiye,lavanta,lavantin ekmiştim.Şimşirinde yağmur sonrası çok güzel bir kokusu oluyor.Küçük bir şimşiri gecen sene almıştım onu saksıda büyütmeye çalışıyorum.Şimşirler çok gec büyüyen bitkilerden.Ortalama bir basket topu boyutuna gelebilmesi nerdeyse 4 sene alıyor.


Biz gelelim soğanlara.Eminönünden aldığım arpacık soğandan daha ufak olan bu soğanları saksıya dikmek yeterli oldu.10 gün sonra ilk filizleri çıkmıştı bile.
Toprak olarak yalnızca torf kullandım daha iyi beslensin diye.
İzleyenler bilir,Oktay Usta'nın mutfağında hiç eksik olmaz saksı bitkileri.Hem görüntüsü hoş oluyor hem herzaman elinizin altınta taze taze yeşillikleriniz oluyor.Eğer mutfak balkonunuz var ise daha hoş.Benimkilerin bir kısmı mutfakta duracak bir kısmı ise balkonda.Sabırsızlıkla bekliyorum.AAA birde kızımın çilekleri var.Onları bir sonraki yazıda anlatırım artık.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Ne İyi Ettin de Geldin Dünyaya



Ne iyi ettin de geldin dünyaya,Annesinin kurabiye canavarı ,Babasının Toruncuğu,Ablasının ve Eniştesinin herşeyi,Abisinin ve Yengesinin birtanesi,Cey,Cen,Han ve J.Ce nin oyun arkadaşı,Tanı'ın biricik Eşi,TuTu ve AZR nın Kıvırcık Topağı,TüTü ve Ati nin olmayan kız kardeşleri,MeB ve AhM ''nin biricik gelinleri ,kızları Ne iyi ettinde geldin dünyaya.Annem iyi ki Babaannem'in sözünü dinlemiş ,dinlemişte seni doğurmuş.


1982 Mayıs ayının 3'ü akşamı gürül gürül yağmurlar eşliğinde geldin dünyaya.Sen doğana kadar uyumadan beklemiş ,bir süre sonra bekleye bekleye sıkıntı basmıştı beni.Habire sağlık oçağına gidiyor "Daha doğmadı mı" diye soruyordum.Hani Annem diyor ya "kızlardan çok çektim ama oğlum su gibi doğdu" diye ben şahidim sana.Uyku gözlerimden nasıl akıyordu.Ce saatler öncesinden bayılmış uyuyordu.Sabahta okula gidecektim.Bekle ha bekle .En sonunda Babamda dayanamamış sağlık ocağına gitmişti.Allah'tan sağlık ocağı hemen lojmanın yanı başındaydı da rahat rahat gidip geliyorduk.Babam rahattı çünki ebeleri yakından tanıyor onlara güveniyordu.Hem birşey olacak olsa kendisi hemen müdahale edebilirdi.Babamı bilirsin,bazen inanılmaz rahat olabilirdi bazan de inanılmaz derecede titiz.
Sonunda ,ses eve geldi diyemiycem ama o kadar çok yağmur yağıyor ve gök gürlüyordu ki sen geldin.Tam uyumak üzereydim.Babamla annem gelmişti.Şu rahatlığa bak.Normal doğumun nimeti işte bu kardeşim.Doğurursun ve eve gelirsin.Sabah spora bile hemen başlayabilirsin.Harika...Yaradanın insanlara verdiği lütuflar a kadar çok iken bizler nasıl inkar yolunu seçiyoruz .Normal doğum dururken deli gibi neden sezeyanı tercih ediyoruz anlaşılacak gibi değil.

Ufacıktın ,ışıklar kesilmişti gaz laması yanıyordu.Seni koltuğa yatırdı annem .Neden kendi yatağına yatırmadı diye düşünmüştüm.Malum mayıs ama havalar şu an olduğu gibi soğuk -bir türlü baharı göremedik -Soba oturma odası diye kullandığımız yerde yanıyordu.Anadoluda ki bütün lojmanlar aynı tarzdı o dönem çok iyi hatırlıyorum.Ana yaşam odası ve onun etrafında yatak odaları.Dolayısıyle soba bu yaşam alanında yanar,gerekirse kapılar açılarak diğer odalara da sıcaklık gitmesi sağlanırdı.Annem lohusalığını orda geçirdi,sende kah onun yanında kah koltukta yattın.Hani şu 40 seneyi devirmiş ama hala sapa sağlam duran cam mobilyadan olan koltuklar var ya işte onlar senin ilk yatağındı.Annem senin hep sakat olduğunu düşünmüş,biraz zayıf doğmuşsun.Aslında bacakların o kadar uzun ve ayakların o kadar büyükmüş ki sanıyorum Annem o yüzden öyle düşünmüş olmalı.Eminim Babam'ın kafasının etini yemiştir.Bu çocukta birşey var diye.

Babaanem seni ilk gördüğünde hemen bacaklarını incelemişti.Hiç unutmuyorum.Eski kadınlar birbaşka oluyor.Anında senin profilini çizmişti.Uzun boylu olacağını,bacaklarının çok düzgün olacağını gibi şeyleri söylemişti.O bunları söyledikten sonra ben senin altını her değiştirmede bacaklarına dakikalarca bakardım,nerden anladı diye.Aslında bunu bana söylemişti.Babamda bilimsel bir açıklama getirmişti.Kaval kemiğine bakıyordu.Ama ben kadar baksam birşey anlamıyordum.Hatta Cey doğduğunda da bakmıştım,bir de Babam'a sormuştum ama O fazla bir yorum getirmemişti o zaman.Hastalığından sonra daha çok kendi ile ilgilenir olmuştu.Böyle basit sorular veya başkalarının hastalıklarından ziyade kendi ön plana çıkmıştı.Halbu ki nerdeyse 35 sene öncelikli olanlar kendinden gayrı olanlardı.Hayvanlara karşı hassasiyetini son dakikaya kadar sürdürdü.Bir sinek yüzünden Annemle tartışmalarını hiç unutmam.Sonucunda annem sineği öldürecek diye onun tabiri ile -Canım vazosunu -kırmıştı-Sinek bile olsa yaşamaya hakkı vardı Babam' göre .Sonucta rahmetli Babaannemin söyledikleri aynen çıktı.Babaannemi hatırlarsın ömür bir hatun idi.Ne hikayeler anlatırdı.Hafızası korkunç kuvvetliydi.Muhacirlikten,Rus'ların Trabzon'a kadar gelmelerinden ,Ermeni ve Rum komşularının yaptıklarından nasıl bahsederdi.Canlı tarihti.Babaannemdeki bu özellik Büyük Amcam'da da vardı .Allahım yazacak o kadar çok şey var ki.Peki Ya sen gelmden önce olanlar
1981 senesinin sıcak bir Ağustos ayında erkek kardeşimin sünneti nedeni ile gelenler yüzünden evimiz hınca hınc doluydu.Anneannemler,teyzemler,dayımlar ve kuzenler.O kadar insan nerde yatmıştı pek hatırlamıyorum ben .Doğal olarak biz lojmanın bahçesinde oyun peşinde, akşama kadar vaktin nasıl geçtiğini anlamadan yazın o sıcak günlerini geçiriyorduk.Nasıl güzel bir çocukluk anlatamam.Şimdiki çocuklarla kıyaslayınca açıkcası onlar için üzülüyorum.Okul,sınav,kurs üçgeninde zamanları geçerken arada vakit bulabilirseler hobi faaliyetlerine zaman ayırmaya çalışıyorlar.Halbuki eğitim sistemi bu mu olmalı.Vah ülkem vah çocuklarım.Hergeçen gün iyiye gideceği yerde bozulan Ülkem,bozulan Dünyam.

Sünnet bitmiş onca misafir geldiği gibi gitmişti.Annem bir gün kardeşimiz olacağını söylemişti.Benim başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş,niye bize sorulmadığını ,niye bizim fikrimizin alınmadığını,belki de bir kardeş istemediğimizi söylemiştim.Annem ise Babaannem'in bir çocukları daha olmasını istediğini-BİR OĞUL HİÇ OĞUL bir tane daha yap demiş.Annem ise ya kız olursa demiş o da olsun evladın kızı erkeği olmaz demiş.Ben 12,erkek kardeşim 10 yaşında idi.Kıskanclık değildi benim ki.Tek nedeni artık büyümüş olmam ve bir aile bireyi olarak benimde fikrimin sorulması gerekliliği idi.Ama öyle olmamış tam anlamıyla bir süpriz olmuştu.İlk şoktan sonra hatırladığım kadarı ile hep kız olacağını ümit etmiştim.Çünki hep kız isimleri düşünüyordum.İkinci şokuda orda yaşadım,Annem kendi Annesinin ismini koymak istiyordu.Bense daha güncel ve modern bir isim olsun istiyordum.Çiçek ve Papatya olsun istiyordum.Ha evet annemin bir alternatifi daha vardı Sedef.Sonuçta Anneannemin isminin koyulmasına karar verildi.Ve sen bütün herşeyinle hayatımıza dahil oldun.
İyi ki varsın
iyi ki doğdun

1 Mayıs 2009 Cuma

Belgesel Tadında Fotoğraflar

2006 senesi Nisan Ayının son günleri,tıpkı bu sene olduğu gibi soğuktu.Cey'e hamileydim,doğuma 5 hafta gibi bir zaman vardı.Evdeki tadilat nedeni ile annemlerde kalıyorduk.Şimdi düşünürken nasıl özlemle andım.Babam o dönem sağlıklı idi.Hersabah kalkılır ,hep beraber kahvaltı yapılır,Babamla Eşim işe gittikten sonra Annemle ben evde kala kalırdık.Orası biraz medeniyetten uzakta,İstanbul'un içinde ama sanki dışında gibi biryerde Boğazköy'deydi.Kitap okumak dışında yapabileceğim fazla birşey yoktu.Arada şezlongumu alıp sitenin yan tarafındaki,ormanın hemen yanı başındaki açıklığa gidip oturuyor İlkbaharın o ilk sıcaklığını hissetmeye çalışıyordum.Inanılacak gibi değil ama ormanla bu kadar yakın olabilmek İstanbul'da pek mümkün değil iken bu bir şanstı bizim için.Orda kaldığımız ilk akşam ,sabaha kadar sürekli öten bir kuş uykumu kaçırmıştı.Sabahleyin Babama söylediğimde bunun Bübül olduğunu söyledi.İnanamamıştım.Site yeni olduğu için ısınma ile ilgili problemleri vardı.Doğalgaz tesisatı vardı ama doğalgaz yoktu onun yerine mutfak gazı türü birşey yakılıyordu kombide ama oda pek yeterli olmuyordu.Onun için her ihtimale karşı soba kurmuştu Babam.Çocukluğumdan yıllar sonra ilk kez evimizde soba yanıyordu.Babam akşam üstü işten geldiği gibi sobayı yakıyor, çıtır çıtır sesi bütün odayı kaplıyordu.Bütün gün güneşte oturmanın verdiği rehavetle bende oracıkta koltukta uyuyakalıyordum.Allahım ne huzur...Babacım şimdi yok ,2007 Ağustosta aramızdan ayrıldığından beri onu çok ama çok özlüyorum.Keşkeler hayatımda bir türlü bitmek bilmiyor.Keşke Babam Cen'i görseydi,keşke Boğazköy'e yapılan duble otobanın bitirilişini görseydi,keşke yanımda olsaydı.Torunları ile oynayabilseydi keşke...

İşte o güneşli günlerden birinde bu ufaklık yanımdaki gazetenin üzerine uzanıp benimle beraber güneşlendi.Burada büyük çıktığına bakmayın.Minicik minicik birşeydi o.İnanılacak gibi değil yanıbaşınızda yaşayan hayata bakın.Renklere,canlılığa.
Fotoğraf çekmekten hoşlanıyor ve bunu hobi maksatlı yapıyorsanız Makinanızı yanınızdan asla ayırmamalısınız.Karşınıza heran ne çıkacağını bilemezsiniz.Tıpkı burada olduğu gibi.


Aşağıdakiler ise geçtiğimiz hafta sonu çektiklerim.Yaşadığınız mekana farklı bir boyuttan bakmak ister misiniz?Farklı bakış acıları ,aynı konunun çok farklı yönlerini görmenizi sağlar.Nasıl bir süpriz ile karşılaşacağınızı bilemezsiniz.







İşte bu ufaklıklar.Herhangi bir yerden alıntı değil.Bahcedeki havuzun misafirleri onlarda.Suyun renginde falan bir düzenleme yok.Yeşil renk suyun kendi rengi.Yaz sonundan beri aynı su havuzda ,onun için yeşermiş olabilir.




TüTü ye Mektub

TüTü'cüm,

Salı gününden beri sana bu mektubu yazmaya çalışıyorum.Ama söylemeye ne hacet şu an bile sabahtan beri girmeye çalıştığım kayıtları ne zor şartlar altında gerçekleştiriyorum bir bilsen.Annem az önce Cen'i yanımdan kaptığı gibi dışarı çıkardı.Ya masanın üstündeler ya altında.Cen küçük iskemlesini kaptığı gibi istediği heryere erişebilecek konuma geldi.Topak ki ne topak.O akşam bir kritik yapamadan kalktınız.Neyse hafta sonu bol bol yaparız artık.

Bu aralar biliyorsun kendimizi yemelere adadık.Annem beni ben Annem'i suçluyorum.Verdiğim 3 kiloyu da nerdeyse aldım.Eyvahlar olsun.Bloglarda ki hanımlar diyete başlamışlar.Yaz geliyor ,birkaç fazlalık vermek gayette iyi olur ,belimi rahatlatır(malum bel fıtığı),moralimi düzeltirdi .
Bu arada o akşam konuşamadık ,gecen hafta doktoro gitmiş,birkaç test yaptırmıştım.Sonucunda gecen sene başgösteren D Vitamini eksikliğinin devam ettiğini üzülerek öğrenmiş bulunuyorum.Doktorumun bu konuda biraz rahat davrandığını düşünerek zira bana attığı mesajda -d vitamini düşüklüğü devam ediyor biraz daha saldırgan olalım-diyen ama ne kullanacağım ,ne kadar kullanacağım konusunda bilgi vermeyen İstanbul'un EN GÜZİDE HASTANELERİNDEN birinde-hani şu sürekli zincir şeklinde hastane açan grup-çalışan doktoruma ne söyleyeceğimi bilemeyerek kendim bu konuya bizzat eğilmeye karar vermiş bulunmaktayım.Sanırım bunun üstesinden Babadan kalma usullerle gelicem ve Bitkilerden yardım alıcam.
O akşam yaptığım Çilekli Tart ve Çikolatalı Pastanın tarifini senin için nihayet yazabildim.Bu arada Papatya Kurabiyenin tarifinede bak bakalım seninki ile aynımı.Tavsiye ederim.Harika

Blog konusu ise;Nez'in geldiği zaman haberiniz olacaktı ama biraz erken oldu.Ehh olsun ne yapalım.Hani bir yemekten bahsetmiştim hatırlıyor musun?İşte o yemekte size kendi yaptığım küçük hediyelerle öğrenecektiniz.Gerçi ne Nez'e nede Tan'a bu konuda birşey söylememiştim.Yani kimseye söylemeyin gibi.Senin burda olman çok iyi olur.Ama ne yalan söyliyim çok zor oluyor ama harika insanlarla tanışıyorsun.Ve bunlar dünyanın herhangi bir köşesinden olabilir.Benim ilk başladığım şubat ayından bugüne blogum ile ilgili düşüncelerim zaman içinde değişti.Burası şu an benim için dijital anlamda bir günlük.Topaklarım için bir kayıt.Hani hepimiz hep tutmak isteyibte bir türlü tutamadığımız veya yarım bıraktığımız günlükler gibi.
Herşeyi ile ben ilgilendim.Gerçek manada tamamıyle bana aitler.Günahları ve sevabları ile.3 Blog,Üçünde de ben ,bana ait yaşam kareleri var.Resimler ,yazılar ve diğer herşey.Resim çekmek ,onları düzenlemek,yazıları yazmak ,gerekirse araştırma yapmak ciddi vakit istiyor.Bilirsin bizim takıntılarımız hiç eksik olmaz.Hergün birşey mutlaka vardır.Yine de değer

Ne Hamarat Anneler var bir bilsen, gündüzü GeCe si ilim yolunda çalışmakla geçen,Sihirli Oklava'sıyla harika tarifler yazan,Gönlünden Geçenleri paylaşanlar,O küçüçük Pecete'sinden ufku geniş bir dünya yazanlar.Daha sayamadığım bir çokları.
Ve gençler Kuklaları ile hayatı anlamaya çalışan,İğnesi ile göz nuru oyalar yapan
Hangisini saysam bilmiyorum.Sen daha birçoklarını bulacaksın.
Belki sırdaşın olacaklar ,belki sen onların sırdaşı ablası olacaksın.
TüTü'cüm
Şimdilik bu kadar o kadar çok yazacak şey var ki.Ama Topaklar artık sınırlarını zorluyorlar.
Pazara görüşmek üzere

PhotoScape de Fotoğraf Düzenlemek

PhotoScape Programını açıp Düzenleyiciye giriyoruz.Sol taraftan istediğimiz dosyadan resmimizi seçip üzerine tıkladığımız zaman çalışmak üzere önümüze geliyor.Aşağıdaki ilk resim ham görüntü.Yapılan işlemler ise;
Resmin altında menüler göreceksiniz HOME-NESNE-KIRP-BÖLGE bunlardan HOME tıklayın
Açılan kısımda FİLTRE ye tıklıyoruz.Burada resminize uygulayabileceğiniz bir sürü secenek var.Benim ilk uyguladığım BÖLGE(ODAKLAMA DIŞI)seceneği oldu.Buraya tıklayıp düzenleme yapacağınız sayfa önünüze geliyor.Ben SİZE yı 68 yaptım.Diğer şıklara dokunmadım.Daha sonra odaklamak istediğim alanı maus yardımı ile belirledim TAMAM butonunu tıklayıp sayfadan çıktım.
Daha sonra yine FİLTRE den FİLM EFEKTLERİNE girip PROVİA ORTA seceneğini işaretledim.
Bundan sonra çerceve yapmaya sıra geldi.Hemen önümde duran menüde FOTO+ÇERÇEVE menüsünden CURL BORDER 06 seçtim.
Sıra fotoğrafın boyutunu küçültmeye geldi.YENİDEN BOYUTL.menüsünden 1024 px seçtim.
Artık sıra imzamızı atmamıza geldi.NESNE seceneğini tıklayıp buradan T şıkkını seçiyoruz.Metin kısmına istediğimiz yazıyı yazıp ,istediğimiz yazı karakterleri ile düzenledikten sonra artık bütün işlemlerimiz bitmiş oluyor.
Ekranın sağ tarafındaki KAYDET butonuna tıklayıp resmimizi kaydetiyoruz.Resmin orjinal hali muhakkak elinizde kalsın.İstediğiniz zaman istediğiniz düzenlemeyi yapabilirsiniz.

Sonuc aşağıdaki gibi oldu.Çok fark göremiyor olabilirsiniz.Resim iyi bir ışıkta ve iyi bir açıyla çekilmişti.Çok fark oluşturacak görsel bir düzenleme yapmadım.Bu arada çiçeğin üzerindeki sineği görebiliyor musunuz?

Dikilen Meyve Ağaçları

Malesef ben,dikim aşamasında eşimin yanında bulunamadım.Arada evden dışarı çıkıp bir kaç resim çekebildim.Klasik işler bilirsiniz.Ev içerisinde ilgilenmem gereken işler bittikten sonra dışarı çıktığımda eşim herşeyi hemen hemen bitirmişti.Diktiğimiz meyve ağaçlarının yerlerine uyum sağlaması bir hafta içinde belli olur.Ama böceklenme korktuğum şey.Birkaç komşumuzda bu problem var.Önümüzdeki hafta ilaçlama yapıcaz.Hem küfe karşı hemde böceklere karşı.İlaçlama için en uygun zaman bahar ayları.Baharda muhakkak paslanmaya karşı ilaçlama yapılmalı diyorlar.

Cen de Babasına yardım etmiş.Ama ellerinin durumu onu çok üzmüş.Yanına geldiğimde bu şekilde çömelmiş ellerine baka kalmıştı.Toprak farklı gelmiş olmalı.Kumu tanıyordu ama toprakla ilk tanışması.



Daha sonra kızları alıp biraz dolaşalım dediğimizde kesilen çimlerin üzerindeki bu ufaklık harika bir görüntü verdi.Bazıları belki sever ama ben o bildiğimiz bahcıvan usulü çimleri değilde.Doğal hani köylerde olur ya çimlerin arasından binbir çeşit çiçeğin fırladığı çimleri severim.Oturtuğumuz sitede bahar aylarında çimler çoşkuyla çıkmaya başladıklarında bayılırım.Çocukluğumda köydeki çimler gibi arasından bir sürü süprizle çıkar onlar.Hangi mor çiçeğin nereden çıkacağını veya papatyaların nerden başgöstereceğini bilmezsiniz.Tabiat Ana kendi düzenlemesini kendi yapar size fırsat vermeden.Ama sağolsun bir sabah çim makinalarının sesiyle uyanırsınız ki bütün hepsi gitmiş.Yeniden büyümeyi beklemek üzere çekilirler Toprak Ana'nın kuçağına.